Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirindeki gibi o zamanlar 35 yaş herkes için yolun yarısı olabiliyordu. Şimdi yirmili yaşlarda saçları beyazlayanlar veya saçları tamamen olmayanlar varken, yaşı 60’a gelmiş nicesinde üç-beş telden fazla beyaz saç yok. Yaşı 15 olan 3 adım koşamazken, yaşı 70 olanlar maratonda ön saflarda olabiliyor.

Sözün özü, geçen yılların ağırlığını koyabildiği “beden” tek başına yaşı anlatmayabiliyordu. Oysa “Kaç yaşındasınız?” sorusuna direk “Kaç gösteriyorum?” diye soruyla yanıt veriyoruz. Bedenimizin yaşlanmasının sorgusunu bir de karşı tarafın gözünden sağlamasını yapıyoruz.

Çok kısa hali ile özetlersek yaş artık algısal bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Bir yanda gerçek yaş, bir yanda hissedilen yaş; bir yanda kendi algımız bir yanda diğerlerinin algısı; koy üstüne yaş üzerine kültürel yönlendirmeleri… Yaş kavramı artık rakama indirgenemeyecek kadar karmaşıklaşıyor.

Takvim yaşı iki sayının yan yana gelmesinden ibaret bir rakam. Ama otuzlu yaşlardan sonra o rakamı tam olarak kabullenenleri henüz görmedik değil mi? Nitekim yapılan araştırmalarda daha doğru bilgi toplanabilir gerekçesiyle katılımcılara yaşları değil doğum tarihleri sorulmuş.

Takvim yaşına kronolojik yaş deniliyor. Kronometre doğduğumuz anda çalışmaya başlıyor, ve her yeni bir önceki günden daha yaşlı uyanıyoruz. Geçen yıllarla birlikte beden değişmeye başlıyor. Buna da biyolojik yaşlanma deniyor.

Literatürde biyolojik yaşlanma için moleküler, hücresel, organ ve sistem düzeyinde programlanamayan yaşlanma teoremlerinden söz ediliyor. Örneğin kaz ayaklarının belirginleşmesi, menopoza-andropoza girme, görme veya işitsel kayıpları programlanamayan türden ve yıllar geçtikçe gerçekleşmesi kaçınılmaz olan yaşlanma belirtileri ve çoğunlukla gen yapısına bağlı. Unutmamalıyız ki spor, iyi beslenme, stresten kaçınma, cilt bakımı, saç bakımı gibi uygulama ve aktivitelerle çoğu kısmını düzenli olarak yapılırsa programlanabileceğini de aklımızdan çıkarmamak gerekir.

Belki duyduğunuz belki hiç duyamadığınız kısaca olarak 2 tür yaşlanma kavramına bir değinelim;

Bilişsel Yaşlanma

Bedendeki tüm doku ve organalar aynı hızda yaşlanmayabiliyor. Bilişsel-zihinsel yaş alma geçen yılların en keyifli yanı. Çünkü beynimiz diğer organlarımızdan daha geç yaşlanıyor. Bilişsel yaşlanma ile vurgulanan bir diğer nokta ise bireyin yaşadığı yıllar içerisinde anlam arayışı içerisinde olduğudur. Bu yüzdende kendimizi bir anda eşlik eder bulduğumuz şarkılardan birinde ise hatırlarsınız “Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler”. Çünkü yaş aldıkça anlamlandırma yeteneğimiz de artıyor. Öğrendikçe anlamlandırıyor, anlamlandırdıkça bizi mutlu edecek kararlara daha çok varıyoruz.

Literatürde başarılı yaşlanma diye bir şey var. Anahtar kelimeleri ise yaşamı ertelememek, yaşanılanlardan mutlu olmak, aktif yaşama devam etmek, sosyal bağlar kurmak, özellikle de kendine, çevresine ve dünyaya özen göstermek şeklinde özetleyebiliriz.

Sosyal Yaşlanma

Bireyin yaşamı boyunca sahip olduğu rollere biçilen yaşları ve uygun görülen davranışları, hem de sosyalleşme süreci içinde yaşanılan ilişkileri, dostlukları kapsayan bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Mesela, bizde enişte ve yenge makamı en yüksek rütbelerden diyebiliriz, Bu rütbe kazanıldığı andan itibaren yaşsal büyüklük ithaf eder, bazen yaşları küçük olsa da.

Kısaca;

    Kaç yaşındayım-kaç yaşında gösteriyorum?
    Başkaları benim kaç yaşında olduğumu düşünüyor?
    Başkalarının benim kaç yaşında olduğumu düşündüğünü düşünüyorum?

En önemlisi de;

    Başkalarının benim kaç yaşında olduğumu düşünmesini istiyorum, yani ideal olarak hissettiğim yaşım ne?

Tüm bu soruları sorup düşündüğüm ve çıkarımladığım?

Yaşlanmaya yüklediğim anlamlar paralelinde beden, benlik, materyalizm, sahip olma biriktirme üzerine yaşamı yapılandırdığımız ve anlamlandırdığımız bir dünyan başka bir dünya açalım istiyorum.  Acı ya da tatlı yaşlanmak elimizde; odaklanmamız gereken nokta yaşlanmayı bedensel özelliklerin değişimi olarak değil; anlam değişimi olarak görmek. Yaşamaya ve yaşlanmaya yüklediğiniz anlamları ile hayatınıza yeni bir bakış açısı getirin. Bedensel yaşınızı hissettiğiniz yaşınıza sistemsel ve bilimsel olarak  dünya çapında markalaşmış özel tedavi yöntemleriyle ve cihazlarla, “Başkalarının benim kaç yaşında olduğumu düşünmesini istiyorum, yani ideal olarak hissettiğim yaşım ne?” sorusuna birlikte cevap verelim diyoruz. Geç kalmayayım genç kalayım diyorsanız, biz hep bir telefon kadar yakınız.

Şimdi size soruyorum?
Kaç yaşında olmak istersiniz?